Sessizlik üzerine
Cevapsız kalan sorular karşısında susmanın, aceleyle konuşmaktan neden daha dürüst olabileceği üzerine bir deneme.
Bir soruya cevap verememek rahatsız edicidir. Özellikle soru büyükse ve soran birisi bekliyorsa. O boşluğu doldurmak için elimizde her zaman bir şey vardır: bir benzetme, bir hikâye, kulaktan duyma bir açıklama.
Ama doldurulan boşluk, kapatılmış bir soru değildir. Sadece üstü örtülmüştür.
İki tür sessizlik
Bir tür sessizlik kaçıştır. Konuşmak zor olduğu için, sorumluluk almamak için susarız. Bu sessizlik boştur.
Başka bir tür sessizlik ise dikkattir. Cevabı bilmediğimiz için değil, cevabın henüz olgunlaşmadığını bildiğimiz için bekleriz. Bu sessizlik doludur — içinde çalışan bir şey vardır.
İkisini dışarıdan ayırmak zor. İçeriden ayırmak da her zaman kolay değil.
Bekleyebilmek
Belki de aranan şey şu: bir soruyu, cevabı gelmeden de taşıyabilmek. Cevapsızlığa dayanabilmek, cevapsızlığı sevmekle aynı şey değil. Sadece, acele bir cevaba sığınmamak.
Cevabı olmayan soru, kötü bir soru değildir. Çoğu zaman en iyi sorudur.
Bu yazının da bir sonucu yok. Olması gerekmiyor.